Eğitim

Karagöz ve Hacivat Kimdir? Kısa ve Komik Konuşmaları

Karagöz ve Hacivat, Türk geleneksel gölge oyunu geleneğinin önemli bir parçasını oluşturan karakterlerdir. Bu gölge oyunu, genellikle bir perde arkasında, ışıkla aydınlatılan ince bir perde üzerinde oynatılan deri veya kartondan yapılmış kuklaların gölgelerini izleyen bir seyirci kitlesine sunulur.

Karagöz: Karagöz, kara gözleriyle tanınan bir karakterdir. Oyunlarda genellikle mizahi ve naif bir karakter olarak karşımıza çıkar. Türk halk kültüründe saf, temiz, ama biraz da safdil bir karakter olarak nitelendirilir. Karagöz’ün konuşmaları halk dilinde ve genellikle komik, kaba ve yergi dolu ifadeler içerir. Oyunlarda genellikle basit bir insanı temsil eder ve sosyal olaylara, günlük yaşama dair mizahi eleştirilerde bulunur.

Hacivat: Hacivat ise daha zeki, entelektüel ve nazik bir karakter olarak tanımlanır. Genellikle beyaz tenli, düzgün yüzlü bir karakter olarak tasvir edilir. Hacivat’ın konuşmaları ise edebi, nazik ve daha sofistike bir dil içerir. Karagöz ile aralarındaki diyaloglar, genellikle zıt karakterler olmaları nedeniyle komik ve çekişmeli bir hal alır. Hacivat, geleneksel olarak bir zanaatkar veya tüccar olarak tasvir edilir.

Gelenek ve Kültürel Önem: Karagöz ve Hacivat gölge oyunu, Türk kültüründe uzun bir geçmişe sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana varlığını sürdürmüş ve halk arasında sevilerek izlenmiştir. Bu gölge oyunu, sadece eğlence amacı taşımakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal meselelere, günlük yaşama dair konulara eleştirel bir bakış sunar.

Geleneksel olarak, Karagöz ve Hacivat gösterileri özel günlerde, düğünlerde, bayramlarda ve özel etkinliklerde sahnelenirdi. Ancak günümüzde, kültürel mirası yaşatma amacıyla festivallerde, gösteri ve etkinliklerde de sıkça yer alır. Karagöz ve Hacivat, Türk halk kültürünün önemli bir parçası olarak kabul edilir ve geleneksel gölge oyunu geleneğini canlı tutmaya yönelik çabalar devam etmektedir.

Çok Komik ve Düşündüren Hacivat ile Karagöz Diyalogları

Hacivat: Merhaba Karagözüm.
Karagöz: Hoş geldin suda pişmiş bal kabağı.
Hacivat: Aman Karagözüm benimle güzel konuş. Gel seninle Bursa’yı gezip dolaşalım.
Karagöz: Kime dalaşalım.
Hacivat: Dalaşalım değil Karagözüm dolaşalım.
Karagöz: Nereyi dolaşalım?
Hacivat: Bursa’yı dolaşalım dedim ya Karagözüm sen beni dinlemiyorsun.
Karagöz: Hı peki anladım Hacivatım.
Hacivat: Gel şuradan dolmuşa binelim.
Karagöz: Ne dolmuş Hacivatım. Tepemin tasını attırma. Açtırma benim bayramlık ağzımı tepelerim ha!
Hacivat: Seninle arabaya binip Bursa’yı dolaşalım diyorum, anlamıyorsun.
Karagöz: Hı tamam anladım. Hadi arabaya binelim.
(Beraber arabaya binerek Bursa’yı gezerler. Son olarak Kapalıçarşı ya giderler.)
Karagöz: Hacivatım bu insanlar delirmiş, kendi kendilerine konuşuyorlar.
Hacivat: Sen de bir şey bilmiyorsun Karagözüm telefonla konuşuyorlar.
Karagöz: Telefon da nedir?
Hacivat: İletişimi sağlıyor Karagözüm.
Karagöz: İyi, çok güzel Hacivatım. Teknoloji çok gelişmiş.
Karagöz: Neyse benim gitmem lazım.
Hacivat: Tamam sonra görüşürüz hoşçakal.
Karagöz: Oh çok şükür senden kurtuluyorum.
Hacivat: Haydi git gideceğin yere uğurlar olsun.

İftar Bilmecesi

(Hacivat, arkadaşının arkasından yetişir.)

HACİVAT – Merhaba Karagöz’üm, uğurlar olsun!

KARAGÖZ – İftar kokuları burnuna dolsun!

HACİVAT – Hah hah hah!… Eksik olma, beni yine güldürdün! Aman!…

KARAGÖZ – Ne oldu Hacı Cavcav, kel kafanı bit mi ısırdı?

HACİVAT – Değil efendim! Sen göbeklenmişsin?…

KARAGÖZ – Pataklarım ha, ağzını bozma!

HACİVAT – Canım fena bir şeyi mi söyledim?

KARAGÖZ – Köftehor, “Sen köpek yemişsin!” dedin ya!…

HACİVAT – Efendim hiç öyle söyler miyim? Yani göbek yapmışsın diyorum.

KARAGÖZ – Ne zaman börek yapmışsın?…

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, hemen saçmalamaya başladın! Kilo almışsın…

KARAGÖZ – Bizde terazi yok ki, kilo alıp ne yapayım?

HACİVAT – Nasıl anlatmalı?… Şişmanlamışsın!…

KARAGÖZ – Öyle söylesene! Hay hay!…

HACİVAT – Nasıl da farketmemişim? Çok kilo almışsın!

KARAGÖZ – Köftehor, başka türlü geçinebilir miyim?

HACİVAT – Canım, Ramazan’da kilo almanın geçinmekle ne alâkası var anlayamadım?

KARAGÖZ – Anlayamayacak ne var? Her akşam birkaç iftira, her gece birkaç sahura gidiyoruz ya, tabii bir ayda yirmiiki kilo şişmanlıyorum.

HACİVAT – Allah Allah?…

KARAGÖZ – Sonra da parasızlıktan Ramazan sonrası on bir ay akşam yemekleri ile idare ettiğim için ayda iki kilo zayıflayıp, gelecek Ramazan’a kadar idare ediyorum.

HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Bırak şakayı ama Karagöz’üm, şişmanlık iyi değil! çeşitli hastalıklara sebep olur.

KARAGÖZ – Hay hay!… Sen şimdi bırak şişmanlığı da Hacı Cavcav, aklıma bir bilmece geldi.

HACİVAT – Hatırın kalmasın, sor bakalım?

KARAGÖZ – Ama bilemezsen bize iftara geleceksiniz!

HACİVAT – Anlayamadım? Öyle şey olur mu?

KARAGÖZ – Pataklarım ha, bal gibi olur!

HACİVAT – Bilmeceyi bilirsem, siz bize iftara geleceksiniz? Ters oldu ama sor bakalım?

KARAGÖZ – Ters sensin! İyi dinle!… Bugün hangi gün?

HACİVAT – Canım bırak bugünü de sen şu bilmeceyi sor bakalım?

KARAGÖZ – Köftehor, sordum ya!…

HACİVAT – Allah Allah, ne zaman sordun? “Bugün hangi gün?” dedin o kadar…

KARAGÖZ – İyi ya, işte o bilmece idi.

HACİVAT – Efendim öyle bilmece olur mu? çocuklar bile cevabını hemen verir. Bugün hangi gün olacak? Sen de biliyorsun ki Cumartesi…

KARAGÖZ – Bilemedin Hacı Cavcav!…

HACİVAT – Hah hah hah, haydi Pazar olsun!

KARAGÖZ – Düşün de öyle cevap ver!

HACİVAT – Düşünecek ne var? Cumartesi, Pazar olmazsa… Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe…

KARAGÖZ – İyi düşün de sonra mızıkçılık yapma!

HACİVAT – Kaldı bir gün… Bildim, Cuma!…

KARAGÖZ – Bilemedin!…

HACİVAT – Allah Allah?… Pekâlâ bilemedim, cevabını sen söyle bakalım!

KARAGÖZ – Köftehor, bugün Ramazan günü…

HACİVAT – Birâder böyle bilmece olur mu? sen uydurdun!

KARAGÖZ – Baştan kabul etmeseydin!

HACİVAT – Haklısın ama bana doğru dürüst bir bilmece soracaksın zannettim. Ne olacak şimdi?…

KARAGÖZ – Söyledim ya, bu akşam bize iftira geleceksiniz?

HACİVAT – Karagöz’üm, sen bizi kolay kolay iftara dâvet etmezsin ya, bu işin içinde bir bit yeniği var. 

KARAGÖZ – Bit yemi yok, fare zehiri var.

HACİVAT – Pekâlâ sorması ayıp olmasın da iftarda bize neler ikram edeceksin bakalım?

KARAGÖZ – Köftehor bilmiyor musun? Neler getirirseniz onları beraberce yiyeceğiz. (Yürümeye devam ederler.)

Ramazan İkramı

(Hacivat, arkadaşını kapıda karşılar.)

KARAGÖZ – Merhaba Hacı Cavcav!…

HACİVAT – Ooooo, Merhaba merhaba! Dükkânıma hoş geldin, safalar getirdin Karagöz’üm!

KARAGÖZ – Sopalar falan getirmedim.

HACİVAT – Efendim, sözlerimi hemen yanlış anlamaya başladın. Sopalar olur mu! “Sâfalar getirdin!” dedim. Yani seni görünce rahatladım ve çok sevindim demektir.

KARAGÖZ – Âmin, âmin!…

HACİVAT – Hele otur bakalım! Biraz dertleşelim.

KARAGÖZ – Hay hay, biraz dert deşelim ama sen önce dükkânına gelen misâfire ikramını yapsana!

HACİVAT – Aman Karagöz’üm, sen şaşırdın mı?

KARAGÖZ – Şimdi seni bir güzel pataklarsam, görürsün kimin şaşırdığını!…

HACİVAT – Allah Allah?… Şaka mı yapıyorsun, yoksa benimle alay mı ediyorsun?

KARAGÖZ – İkisi de değil…

HACİVAT – Karagöz’üm Ramazan’dan haberin yok mu?

KARAGÖZ – Var… Şimdi eve gitti.

HACİVAT – O Ramazan değil, şu bildiğimiz Ramazan… Hani yılda bir kere geliyor ya!

KARAGÖZ – Haaa, Almanya’daki Ramazan’ı mı soruyorsun? Anasına mektup yazmış da mayısta gelecekmiş…

HACİVAT – Allah iyiliğini versin, mübârek günde yine benim sinirlerimi bozmaya başlıyorsun.

KARAGÖZ – Köftehor , asıl sen benim sinirlerimi bozacaksın! Geçende uğradım da, hemen “Sana ne ikram edeyim Karagöz Beyefendi?” demedin mi?

HACİVAT – Canım dedim ama o zaman Ramazan gelmemişti.

KARAGÖZ – Köftehor, Ramazan’dan bana ne? Ona da geldiği zaman ayrı ikramını yaparsın!

HACİVAT – Yârabbi bana Ramazan sabrı ver!

KARAGÖZ – Sabri’yi falan karıştırma da ikramını yap!

HACİVAT – Allah Allah… Hem anlayamıyorum, hem de anlatamıyorum galiba! Yani sana şimdi çay kahve, ayran falan ikram etsem utanmadan içecek misin?

KARAGÖZ – Hele sen ikram et de görürsün ne olacağını!

HACİVAT – Oruç değil misin, nasıl içeceksin?

KARAGÖZ – Hacı Cavcav, oruç senin başına mı vurdu? Ben onları içeceğim dedim mi? Senden çay, kahve, ayran falan istedim mi?

HACİVAT – Aman Allah’ım aklım karmakarışık oldu. Pekâlâ ne istiyorsun Karagöz’üm?

KARAGÖZ – Benim gönlümden ne koparsa onu ikram et birâder?

HACİVAT – Senin gönlünden ne kopuyorsa söyle de ikram edeyim öyleyse?

KARAGÖZ – Hah şimdi adam oldur! Benim gönlümden yarım kilo zeytin, peynir, bir avuç hurma, iki pide falan kopuyor Hacı Cavcav!

HACİVAT – Canım efendim yine anlayamadım? Tamam bunları ikram edeyim amma, ne biçim oruçsun, buraya öğlen yemeğine mi geldir?

KARAGÖZ – Hay hay, öğlen yemeğine geldim.

HACİVAT – Olmaz efendim, beni de günaha sokacaksın!

KARAGÖZ – Pataklarım ha! Bilmiyor musun, biz Ramazan’da öğle yemeğini de akşam yiyoruz.

HACİVAT – Öyle söylesene!… Demek ağzın kapalı?…

KARAGÖZ – Hay hay, ağzım, burnum, gözlerim, kulaklarım, kapalı amma seni pataklamak için ellerim kaşınmaya başladı.

HACİVAT – Efendim, elini kaşındıracak ne var? Ramazan’dan sonra bir gün uğra da istediğin ikramı yapayım.

KARAGÖZ – Olmaz Hacı Cavcav!… Ağzım kapalı diye Ramazan ikramından kaçarsan ben sana dayak ikram ederim.

HACİVAT – Canım, anladım amma böyle ısmarlama ikram olur mu? bir çay ikramı nerede, saydıkların nerede?…

KARAGÖZ – Köftehor, sen onları bana ikram edeceksin, ben iftarda sahurda benim hanım ile çocuklara ikram edeceğim.

HACİVAT – Hah hah hah! Öyle söylesene!… (Karagöz gider.)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Web sitemiz insanlara yardımcı olabilmek ve varlığını sürdürebilmek adına reklam yayınlamaktadır. Reklam engelleyicinizi kapatarak ziyaret etmenizi rica ederiz.